18 Şubat 2013 Pazartesi

3. MEKTUP


           Bugün doğum günün Heidi. Düşünüyorum da bir yıl önce bugün kızgındın bana, kalbi kırık biriydin hala öyle olacak ki mesafeler bir türlü daralmadı aramızda. Bir anda kayboluverdin, gittin. Sana her baktığımda o malum olaydan sonra gözlerinde hep bir mahzuniyet ve hüzün vardı ya da bana öyle geldi. Benim, senin yanında olmam hep o kalp kırıklığını ve aldatılmışlığı hatırlatıyordu belki, oyuna gelmişliği. Ama ben unutturabilirim diye düşünmüştüm, daha sağlıklı bir arkadaşlık için bir başlangıç yapabiliriz diye düşünmüştüm. Gel gör ki istanbul’un bir Pazar günü seninle buluştuğumuzda o hüznün hala yerinde durduğunu gördüm ve yanımdayken kaçıp kurtulmak ister gibiydin anladım ki seni rahatsız ediyordum artık ve çekilmeye karar verdim hayatından.

         Günler geçti, ben alıştığım bir insandan daha fazla uzak kalmaya dayanamadım. Tekrar görüşmeye başladık, ben bu kadar kolay pes etmeyi yediremedim kendime, kırdığım bir kalbi tamir etme, daha iyi bir duruma getirme için daha fazla şey yapabilirdim, bunun için sana teklif ettiğim görüşmeme kararından vazgeçtim. Bu seni mutlu mu edecekti, huzursuz mu edecekti bilmeden. Ama gördüm ki verdiğim rahatsızlığın sonu olmayacaktı sende, olmadı da zaten ki, bu sefer sen gittin.

         Ben beceriksizliğimin bedelini seni belki de hiç görmemek üzere kaybederek ödeyecektim, ödüyorum. İki arada bir derede kalmıştım v.s gibi konulara girmeyeyim ama sana bir yer bulmaya çok uğraştım Heidi hayatımda, ama olmadı dedim ya beceriksizlikti benimkisi.

         Kendimi bir kenara bırakıp, seni üzdüğüm, kırdığım ve bir hayal kırıklığına uğrattığım için pişmanlığım uzun süreceğe benziyor, iyi ki doğmuşsun Hilal ama keşke ben hiç olmasaydım hayatında diyorum yaşattıklarıma bakınca, özür dilerim Heidi, özür dilerim…

                                                                                                             12.06.2007 (Karabük)

2. MEKTUP


Yalnızım yine…

         Hiç kimse yok, uğraştığım bir şey de yok aslına bakarsan. Öylece oturuyordum sessiz odamda ama rahat bırakmadın yine Hilal, yine düşüncemi esir aldı hatıran. Hesap soran, kızan yüzünün hayali duruyor sanki karşımda.

         Ben atlatamadım bir türlü bu travmayı, hala etkisi sürüyor bende. Nasıl kurtulacağım bilmiyorum ama insanlar arasına karıştığımda biraz sıyrılıyorum bu ruh haletinden ama yalnız kaldığım şu andaki gibi kilitleniyorum, isteksiz oluyorum en sevdiğim işlerden biri olan okumaya karşı bile. Bakıyorum cümlelerimi duyuracak bir seni bulamıyorum, ben de yazıyorum işte böyle.

         Hani ben böyle yazıyorum ya, senden ne istiyorum onu da bilmiyorum. Neden yazıyorum, neden sana sarf ediyorum bu sözleri bilmiyorum ama içimde kalsın istemiyorum. Sana bir yararı da olmayacak bunların, belki hiç okuyamayacaksın bile ama rahatlıyorum biraz olsun içimi döktüğüm zaman bu beyaz sayfalara.

         Gidişini kabullenemedim, gitme demediğim için, diyemediğim için, “gitme” demeye hakkımı kaybettiğim için hep kızdım kendime ve kızıyorum. Böyle olmamalıydı. Çok saçma bir cümle oldu farkındayım ama öyle çaresizim ki, aklımdan çıkaramıyorum sana yaşattıklarımı.  Hele bir de o kadar güzel anlar geçirdikten sonra karanlık günlerin gelmesini sindiremedim içime bir türlü. İhanetten, nankörlükten öte bir şeydi belki benimkisi ama inan istemeden oldu… Yine saçma oldu farkındayım ama anlatamıyorum bir türlü, en büyük sıkıntım bu, bir de artık anlatabilsem bile böyle bir şansım olmadığı. İyi değilim be Hilal, hele yalnız kaldığım şu zamanda. Ve merak ediyorum sen nasılsın…

                                                                                                        7 Mayıs 2007/İstanbul

1. MEKTUP


Hilal, gökyüzünün karanlığını dağıtan, ışıl ışıl bir yay. Hiçbir şey olmasa dahi ben yaşadığım sürece semaya baktığımda karşıma çıkan bu manzara seni bana unutturmayacak, unutturmasın da zaten.

         Hilal, konu sen olduğunda söyleyecek söz bulamıyorum. Sohbetini özledim. Yaşadığım günler içerisinde “keşke şu an yanımda olsa” dediğim zamanlar az değil. Ara sıra gülüşün geliyor gözümün önüne, yan bakışların, masum küçük bir kız çocuğu sevimliliğin… İşte tüm bunların sonunda, bu güzellikleri bulandıran bir şeyler oluyor ve dağılır yüzümdeki seninle gelen tebessüm.

         Yok be Heidi, olmuyor. Ne kadar sana yaptıklarımı unutmaya çalıştıysam da olmuyor. Senden özür dahi dileyemiyorum. O kadar mahcup ve suçluyum ki sana karşı, karşında söyleyecek sözüm yok.

         Ama istediğim bir şey var senin için; birini sevebilmen. Ben olmayacağım biliyorum bu, sevilecek bir halim olmadığımın farkındayım. -Darmadağınık bir haldeyim çünkü, toparlamaya çalışıyorum ama olmuyor bir türlü.- Böyle bir beklentim de yok. Hani seninle görüştüğümüzde birinden bahsetmiştin. İsmini hatırlıyorum ama boş ver. O sözünü ettiğin kişinin hayatında olmasını çok arzu ederdim. Birini tekrar sevebilmeni, yaşadığın, yaşattığım hayal kırıklığına rağmen. O zaman yüzün gülecekti, unutacaktın belki o günleri.

         Saçmalıyorum belki, şuursuzca konuşuyorum ama o kadar sıkıyor ki ruhumu yaptığım o hata, rahat etmiyor bir türlü içim. Sanki sen her an mutsuzmuşsun gibi geliyor. Evet, ben çok da umurunda olmayabilirim ama yara geçse de izi kalıyor. Bir ömür beni öyle hatırlayacaksın, her ne kadar bir zaman sonra affetsen de yok ettiğim güveni duyamayacaksın.

         Şu an çok kötüyüm, yaptığın yanlışın farkında olmak yetmiyormuş bunu anladım. Düzeltemedikten, sevdiğin insanın kırdığın kalbini onaramadıktan sonra. Biliyorum ki geri dönüşü de yok artık. 

         Bana benimle görüşmek istemediğini söylediğinde içim acıdı ama hak verdim sana. İyi biri olmak, arkadaşlık için yetmiyor güven olmadıktan sonra. Belki “iyi” sıfatını dahi hak etmiyorumdur senin için. Geri dönüşü olmayan bir yol.

         Bana yazdığın kağıtta, “kalp kırmak büyük günahtır” demiştin, sanki yapacağım şey içine doğmuştu ve beni uyarıyordun. Haklı çıktın Heidi. Ben kırdığım kalbin vebali ile yaşıyorum. Ne kadar zor olduğunu bilemezsin. Kırık bir kalple yaşamak kadar zor belki.

         Son olarak sana şunu söyleyeyim; ben kötü biri değilim Hilal ve hiç olmadım. Ama üst üste geldi her şey, kaldıramadım, güç yetiremedim ve en önemlisi düşünme melekem bir anlık uçup gitti, savurdum her şeyi ve ben de savruldum. Nihayetinde üst üste hatalar yaptım. Ne acıdır ki beni durduran hiçbir şey olmadı. Ta ki senle tanışana kadar, ama serseri mayın sende patladı. Bu da senin talihsizliğindi. Bu bahane değil biliyorum ama başka açıklaması yok. Üzülmeni hiç istemedim, sana kötülük yapmayı hiç düşünmedim ama sağlıklı bir halde olmamam bana yakın olan sana zarar verdi. Hilal, inan ki kötü biri hiç olmadım…
                                                                                                   11 Mart 2007